İçeriğe geç

Türkiye’nin en doğusu hangi il ?

Türkiye’nin En Doğusu Hangi İl? Sınırların, Gücün ve Vatandaşlığın Siyaseti

Bir siyaset bilimci olarak, haritaya baktığımda sadece coğrafi koordinatları değil, iktidarın çizdiği sınırları da görürüm. Devlet, sınır dediğimiz o ince çizgilerde başlar; ama vatandaşın yaşamını, kimliğini ve aidiyetini belirleyen de yine o çizgilerin ardındaki iktidar ilişkileridir. Türkiye’nin en doğusu neresidir sorusu, yalnızca bir coğrafya sorusu değildir; aynı zamanda “devlet nerede başlar, nerede biter?” sorusunun da siyasal biçimidir. Peki, Türkiye’nin en doğusu hangi ildir, ve bu konumun siyasal anlamı nedir?

Coğrafi Gerçek: Türkiye’nin En Doğusundaki Şehir — Iğdır

Harita bize açık bir yanıt verir: Türkiye’nin en doğusu Iğdır’dır. 44° 48′ doğu boylamında, Dilucu Sınır Kapısı ve Aras Nehri kıyısında yer alan bu şehir, Türkiye’nin Ermenistan, Nahçıvan ve İran’la temas ettiği noktadır. Ancak Iğdır’ı yalnızca “en doğuda” olduğu için hatırlamak, bu toprakların taşıdığı siyasal anlamı küçümsemek olur. Çünkü Iğdır, sınırın ötesinde kalan üç farklı ulusun gölgesiyle, ulus-devletin sınır bilincini sürekli yeniden üreten bir mekândır.

İktidarın Coğrafyası: Sınır Nerede Başlar?

Devletin coğrafi sınırları kadar, iktidarın sınırları da tartışmalıdır. Michel Foucault, “iktidar her yerdedir çünkü her ilişkidedir” der. Türkiye’nin doğusuna baktığımızda, bu sözü somut biçimde hissederiz. Burada devlet, sadece bir idari otorite değil; aynı zamanda bir “güvenlik aklıdır”. Askerî üsler, karakollar, gözetleme kuleleri ve sınır telleri, fiziksel olduğu kadar ideolojik bir duvar da örer. Iğdır’da iktidar, mekânı yönetme üzerinden vatandaşla ilişki kurar. Bu, iktidarın mekânsallaşmasıdır: haritanın kenarları, merkezin en çok hissettirildiği yerlerdir.

Toplumsal Düzen ve Vatandaşlık: Kim Merkez, Kim Kenar?

Türkiye’nin doğusu tarih boyunca “merkez—çevre” ikiliğinde konumlandırılmıştır. Bu bakış, merkezdeki vatandaşlığın “tam”, çevredekinin ise “eksik” olduğu varsayımına dayanır. Oysa Iğdır, vatandaşlık deneyiminin çoğulluğunu bize hatırlatır. Burada Azeriler, Kürtler, Türkmenler ve farklı inanç grupları, sınırın gerçeğiyle her gün yüzleşir. Devletin kimlik politikalarıyla vatandaşın kültürel kimliği çoğu zaman aynı frekansta buluşmaz. İşte bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Vatandaşlık, haritanın koordinatlarıyla mı sınırlıdır, yoksa aidiyetin derinliğiyle mi?

Kadınlar, Erkekler ve Gücün Haritası

Erkek egemen siyasal akıl, sınırları korumak, savunmak ve çizmek üzerine kuruludur. Erkek, burada stratejik ve güç odaklı bir varlık olarak görünür. Kadın ise genellikle “ulusun annesi”, “evin bekçisi” olarak sembolleştirilir. Ancak Iğdır gibi sınır kentlerinde bu roller bulanıklaşır. Kadınlar artık yalnızca toplumsal dayanışmanın taşıyıcısı değil; demokratik katılımın, sivil direncin ve yerel ekonominin de özneleridir.

Bu durum siyaset bilimi açısından önemlidir: gücün eril tanımı kırılmaya başlamıştır. Erkeklerin stratejik güvenlik politikalarıyla ördüğü sınırlar, kadınların sosyal ağlar ve ortak dayanışma pratikleriyle aşılmaktadır. Bir anlamda, Türkiye’nin en doğusu kadınların “toplumsal yeniden kuruluş laboratuvarı”na dönüşmüştür. Peki, devlet bu değişimi görüyor mu? Yoksa hâlâ “güvenlik” adına “katılımı” sınırlıyor mu?

İdeoloji ve Kimlik: Haritanın Ötesindeki Gerilim

Türkiye’nin en doğusu, aynı zamanda ideolojilerin sınandığı bir yerdir. Ulus-devlet ideolojisi burada “birlik ve bütünlük” vurgusuyla kendini yeniden üretir. Ancak bu söylem, farklı kimlikleri çoğu zaman “öteki” olarak tanımlar. Güney Kafkasya ile etnik, dini ve kültürel bağların güçlü olması, merkezi yönetimin denetim refleksini artırır. Bu noktada ideoloji, bir koruma aracı olmaktan çıkıp, bir meşrulaştırma mekanizmasına dönüşür. Foucault’nun iktidar analizine benzer biçimde, ideoloji burada disiplinin diliyle işler: vatandaşı şekillendirir, kimliği yönlendirir, davranışı denetler.

Kurumsal Gerçeklik: Devletin Görünür Yüzü

Iğdır’da devletin varlığı, merkezden daha yoğundur. Sınır güvenliği, göç kontrolü, tarım destekleri ve altyapı projeleriyle kurumlar sürekli görünürdür. Fakat bu görünürlük, her zaman meşruiyet üretmez. Vatandaşın devlete güveni kurumların performansından değil, adalet duygusundan beslenir. Devletin kurumsal gücü ne kadar artarsa artsın, vatandaş kendini dışlanmış hissediyorsa o güç meşru değildir. Bu nedenle siyaset bilimi açısından Iğdır, “kurumsal yoğunluk” ile “toplumsal yabancılaşma” arasındaki gerilimin en açık laboratuvarıdır.

Provokatif Sorularla Düşünelim

  • Devlet, sınırlarını korurken vatandaşın gönül sınırlarını ihmal ediyor mu?
  • Bir ülkenin en doğusunda yaşayanlar, gerçekten aynı “merkez”e mi ait hissediyor?
  • Güç, erkeklerin stratejisiyle mi; yoksa kadınların dayanışmasıyla mı meşrulaşır?
  • Vatandaşlık, hukuki bir statü mü; yoksa toplumsal bir müzakere mi?

Sonuç: Doğunun Ucunda, Demokrasinin Eşiğinde

Iğdır, yalnızca Türkiye’nin en doğusundaki şehir değil; aynı zamanda devlet—toplum ilişkilerinin en keskin biçimde gözlemlendiği laboratuvardır. Burada ideoloji ile kimlik, iktidar ile vatandaşlık, güvenlik ile özgürlük her gün yeniden tartışılır. Coğrafyanın en doğusundaki bu şehir, aslında siyasal tahayyülün tam merkezindedir. Çünkü siyaset bilimi bize öğretir: Bir devletin sınırlarını anlamak için, en kenarına bakmak gerekir.

Kaynakça

  • Michel Foucault, Disiplin ve Ceza, İktidarın Mikro Fizikleri Üzerine.
  • Hannah Arendt, İnsanlık Durumu — Kamusal alan ve eylem teorisi.
  • Şerif Mardin, Merkez–Çevre İlişkileri Üzerine.
  • Chantal Mouffe, Demokratik Paradoks — Çoğulculuk ve çatışma siyaseti.
  • Ayşe Kadıoğlu, Vatandaşlığın Dönüşümü, İletişim Yayınları.
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gaziantep Parayı Elden Alan Escort