İçeriğe geç

Sivas hangi ilçeleri Alevi ?

Sivas Hangi İlçeleri Alevi? Toplumsal Güç, Kimlik ve Devlet İlişkileri Üzerine Siyasal Bir Analiz

Bir siyaset bilimci olarak, güç ilişkilerinin en görünür olduğu yerlerin çoğu zaman coğrafi haritalar değil, kültürel kimliklerin sınırları olduğunu düşünürüm. Sivas bu açıdan Türkiye’nin en karmaşık ve çok katmanlı illerinden biridir. Çünkü burada sorulacak basit bir soru – Sivas hangi ilçeleri Alevi? – aslında bir harita değil, bir güç anatomisi çıkarır karşımıza.

Bu yazı, sadece nüfus dağılımı ya da etnik kimlik verisi üzerinden değil, iktidar, kurumlar, ideoloji ve vatandaşlık ekseninde Alevi topluluklarının Sivas’taki sosyo-politik konumunu analiz ediyor.

Tarihsel Arka Plan: İnanç, Coğrafya ve İktidarın Kesişimi

Sivas, tarih boyunca hem Sünni hem de Alevi toplulukların iç içe yaşadığı, Anadolu’nun inanç haritasında merkezi bir konuma sahip olmuştur. Özellikle Divriği, Kangal, Zara, İmranlı, Gürün ve Altınyayla ilçeleri Alevi nüfusun yoğunlukta olduğu yerler olarak bilinir.

Ancak burada mesele sadece “nerede kim yaşıyor?” değildir. Mesele, devletin kimlikleri nasıl tanıdığı ve bu tanımanın yerel güç dengelerini nasıl şekillendirdiğidir. Alevilik, tarih boyunca merkezî otoriteyle olan ilişkisini hep temkinli bir mesafede kurmuştur. Bu mesafe, kimi zaman baskıların, kimi zaman da toplumsal dayanışmanın kaynağı olmuştur.

İktidarın Gözüyle Alevilik: Kontrol ve Temsil

Devletin Alevilikle ilişkisi çoğu zaman “tanıma” ile “tanımlama” arasındaki bir denge oyunudur. İktidar, Alevi topluluklarıyla ilişki kurarken, onları çoğu zaman kültürel çeşitlilik bağlamında değil, siyasi denge unsuru olarak görmüştür.

Sivas’taki Alevi yoğunluklu ilçeler, bu bağlamda, yalnızca inanç merkezleri değil, aynı zamanda iktidarın çevreyle kurduğu ilişkilerin laboratuvarlarıdır. Devletin temsil kurumları – kaymakamlıklar, belediyeler, müftülükler – çoğu zaman Alevi toplulukları “merkez dışı” olarak algılar.

Bu durum, siyasetin “güç sahipleri” açısından stratejik bir alan yaratır: kimlikler üzerinden yönetmek, toplumsal dengeyi sağlamak için bir araç haline gelir.

İdeoloji ve Kimlik: Aleviliğin Kamusal Görünürlüğü

Alevi kimliği, modern Türkiye’nin ideolojik inşa sürecinde iki yönlü bir anlam kazanmıştır. Bir yandan laiklik, Aleviler için koruyucu bir çerçeve olmuş; diğer yandan bu ideoloji, Aleviliği “devletin seküler projesine uygun bir kimlik” olarak yeniden tanımlamıştır.

Divriği ve İmranlı gibi ilçelerde Alevi topluluklarının eğitim, sendikal örgütlenme ve kültürel faaliyetlerde öncü rol üstlenmesi, bu ideolojik çerçevenin yereldeki yansımalarıdır.

Ama soralım: Laiklik gerçekten özgürleştirici bir araç mıydı, yoksa bir tür ideolojik denetim mekanizması mıydı?

Vatandaşlık ve Katılım: Kadınların Sessiz Gücü

Alevi topluluklarında kadınların rolü, Türkiye’nin birçok bölgesine göre daha katılımcı ve eşitlikçidir. Bu durum, kadınların demokratik katılımı ve toplumsal etkileşimi açısından dikkat çekicidir.

Erkekler genellikle stratejik ve politik düzeyde hareket ederken, kadınlar günlük yaşamda toplumsal dayanışmayı ayakta tutar.

Sivas’ın Alevi köylerinde kadınlar, cem evlerinin toplumsal mekân işlevini sürdürmesinde, kültürel aktarımda ve eğitimde belirleyici rol oynar. Bu, siyaset bilimi açısından “mikro vatandaşlık pratikleri” olarak tanımlanabilir: Devletin tanımadığı alanlarda, yurttaşın kendi düzenini inşa etmesi.

Kurumsal Dinamikler: Devlet, Cem Evleri ve Meşruiyet

Aleviliğin kurumsal tanınma mücadelesi, özellikle Sivas gibi çok kimlikli illerde belirginleşir. Cem evleri yasal olarak ibadethane statüsünde kabul edilmese de, Alevi toplulukları bu mekânları “sivil direniş alanları”na dönüştürmüştür.

Devletin “tek inanç politikası”, Aleviliğin kamusal alandaki görünürlüğünü sınırlamış; buna karşın yerel dayanışma ağları yeni bir meşruiyet biçimi yaratmıştır. Bu ağlar, hem erkeklerin stratejik gücünü hem kadınların sosyal gücünü aynı zeminde birleştirir.

Provokatif Sorular

  • Alevi kimliği yerelde bir inanç mı, yoksa siyasal bir duruş mu haline geldi?
  • Devletin laiklik anlayışı, gerçekten kapsayıcı mı yoksa homojenleştirici mi?
  • Kadınların görünmez emeği olmasa, Alevi topluluklarının kültürel direnci ayakta kalabilir miydi?
  • “Merkez”in “çevre”ye bakışı değişmeden, gerçek vatandaşlık mümkün mü?
  • Güç, inançla birleştiğinde toplumu özgürleştirir mi, yoksa yeniden hiyerarşi mi üretir?

Sonuç: Kimliğin Siyaseti, Gücün Coğrafyası

Sivas’ın Alevi ilçeleri — Divriği, Kangal, Zara, İmranlı, Gürün ve Altınyayla — yalnızca coğrafi bölgeler değil; Türkiye’de kimlik, inanç ve iktidar ilişkilerinin mikro laboratuvarlarıdır.

İktidar bu alanlarda kontrolü stratejik kurumlar aracılığıyla sürdürür; vatandaş ise kimliğini, tarihsel hafızasını ve dayanışmasını koruyarak karşılık verir.

Bu noktada erkeklerin stratejik gücü ile kadınların demokratik enerjisi birleştiğinde, yerel siyaset yeni bir dengeye ulaşabilir: güç, artık baskı aracı değil, toplumsal özgürleşmenin motoru olur.

Belki de en önemli soru şudur: “Sivas’ta Alevilik, devletin tanıdığı bir kimlik mi, yoksa halkın kendi elleriyle yeniden inşa ettiği bir siyasal varoluş biçimi mi?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gaziantep Parayı Elden Alan Escort